Show simple item record

dc.contributor.advisorEROL, Burçin
dc.contributor.authorDİKİCİLER, Merve
dc.date.accessioned2017-02-10T12:22:54Z
dc.date.available2017-02-10T12:22:54Z
dc.date.issued2017
dc.date.submitted2017-01-20
dc.identifier.urihttp://hdl.handle.net/11655/3163
dc.description.abstractAuthoritarian and totalitarian systems are built on the collective conscience and obedience of their subjects. With the object of securing the continuity of the dominant ideology, these systems create obedient masses and draw their strength from their support. Their awareness of human agency and the troubles that it may initiate require these oppressive political systems to take measures to abolish it beforehand. Totalitarian regimes and the dominance of an ideology are the frequently referred motifs that dystopian narratives employ to display how oppressive and restrictive a political regime may become. The governmental restrictions include the repression of sexual practices and the manipulation of gender roles. These are regarded as the predominant ones that affect the protagonists more than other restrictions and put them into action against the order. Throughout this thesis, three dystopian novels that were published in three consecutive periods of the twentieth century will be examined by putting emphasis on the manipulation and suppression of sexuality and gender. With regard to Judith Butler’s gender performativity theory, three different close readings will be provided. According to Butler, one can develop personality and so communicate with the others if she/he can experience her/his sexuality and gender. In line with her theory, sexuality and gender stand as the essential elements of identity development. In George Orwell’s Nineteen Eighty-Four (1949), notably sexuality and other relations among people are regulated by the state. Besides sexual relations, the citizens are isolated from each other through general distrust with the intent of securing the continuity of the state; therefore, as a first step family bonds are annihilated in Oceania. Natural sexual relations and emotions are not approved of and sexual intercourse is accepted only on the condition that it aims procreation. Citizens are encouraged to have children as it is their duty to the state. Discovering his subjectivity through sexual pleasure, Winston Smith rejects the suppressive regulations of the Party and suffers due to his rebellious nature. xi In Anthony Burgess’s The Wanting Seed (1962), the main crises that the society has encountered are put forward as overpopulation and famine. In order to control population increase, homosexuality is promoted by the government and heterosexuality is politically and socially suppressed. Although heterosexuals and heterosexual families still exist, they are constantly subjected to negative discrimination. This social pressure hinders the citizens from experiencing their natural gender inclinations and forces them to behave and even feel like homosexuals. The protagonists Tristram Foxe and his wife Beatrice-Joanna Foxe are separated due to their heterosexual desires and are punished by the social structure in different ways. In Iain Banks’s The Wasp Factory (1984), the manipulation of not only sexuality but also gender is suggested as an oppressive enforcement carried out by the totalitarian power. It is suggested that if a person is constantly suppressed throughout the process of her/his personality development, she/he inevitably internalises the already constructed gender norms. The manipulation of gender in a totalitarian-state-like-family is depicted through the abused sixteen-year-old protagonist, Frank Cauldhame. Unaware of his biological femaleness, he is brought up by his father believing that he is a castrated boy. His corrupted gender directs him to commit crimes in an attempt to accomplish the socially constructed masculine ideal. Throughout the novel, Frank’s attempts to fulfil his masculine ideal foreshadow the catastrophic results that sexual and gender manipulation would lead to. In conlcusion, the destructive effects of the restrictive and manipulative enforcements carried out by the totalitarian systems in the fields of sexuality and gender will be examined from three different perspectives throughout the novels in mention.tr_TR
dc.language.isoengtr_TR
dc.publisherSosyal Bilimler Enstitüsütr_TR
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccesstr_TR
dc.subjectGeorge Orwell, Nineteen Eighty-Four, Anthony Burgess, The Wanting Seed, Iain Banks, The Wasp Factory, Dystopia, Totalitarianism, Sexual Manipulation, Gendertr_TR
dc.titleSuppression of Sexuality and Gender in Dystopias: George Orwell’s Nineteen Eighty-Four, Anthony Burgess’s The Wanting Seed and Iain Banks’s The Wasp Factorytr_TR
dc.typemasterThesistr_TR
dc.description.ozetOtoriter ve totaliter sistemler toplumsal bilinç ve insanların sisteme bağlılığı üzerine kurulmuşlardır. Bu sistemler, hâkimiyet sahibi ideolojinin devamlılığını sağlamak için kendilerine bağlı kitleler yaratır ve onların desteğinden güç alırlar. İnsan etkinliğinin ve ileride neden olabileceği sorunların farkındalığı, bu baskıcı siyasal sistemleri insan etkinliğini ortadan kaldırmayı hedefleyen tedbirler almaya yönlendirir. Totaliter rejimlerin ve ideolojilerin hâkimiyeti, bir siyasal rejimin ne kadar baskıcı ve engelleyici olabileceğini gözler önüne sermek amacıyla distopik eserlerin sıklıkla başvurduğu öğelerdir. Bu idari kısıtlamalar cinselliğin baskılanmasını ve cinsel kimliklerin manipüle edilmesini de kapsar. Cinselliğin bastırılması ve farklı şekillerde kişilerin kendi eğilimlerinin dışına yönlendirilmesi distopik romanlardaki ana kahramanları etkileyen ve onları düzene karşı harekete geçiren öncelikli baskı unsurları olarak kabul edilebilir. Bu tez kapsamında, yirminci yüzyılın üç ayrı döneminde yayımlanmış üç distopik eserde cinselliğin ve toplumsal kimliğin manipülasyonu üzerinde durularak incelenecektir. Judith Butler’in performatif cinsiyet kuramına ilişkin olarak üç farklı metin okuması sunulacaktır. Butler’e göre, bir kişi eğer cinselliğini ve toplumsal kimliğini deneyimleyebiliyorsa kişilik geliştirebilir ve diğer kişiler ile iletişim kurabilir. Bu kuram doğrultusunda, cinsellik ve toplumsal cinsiyet bireyselliğin temel unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır. George Orwell’in romanı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1949)’te, başta cinsel ilişki olmak üzere insanlar arasındaki tüm ilişkiler devlet tarafından düzenlenmiştir. Cinsel ilişkilerin yanı sıra, devletin devamlılığının güvence altına alınması amacıyla insanlar yaratılan güvensizlik yoluyla birbirlerinden uzaklaştırılmak istenmiştir ve bu sebeple, ilk adım olarak Oceania’da aile bağları ortadan kaldırılmıştır ve aile fertlerinin birbirlerine olan güveni yok edilmiştir. Doğal cinsel ilişkiler ve duygular kabul görmez ve cinsel ilişki üremeyi hedeflediği takdirde onaylanır. İnsanların çocuk sahibi olmaları devlete karşı bir görev olarak kabul edildiği için teşvik edilmiştir. Cinsel tatmin yoluyla ix bireyselliğinin farkına varan Winston Smith, egemen sistemin baskıcı düzenlemelerini reddeder ve isyankâr doğası yüzünden cezalandırılır. Anthony Burgess’in Tohuma Hasret (1962) romanında temel sorunlar olan aşırı nüfus artışı ve kıtlık cinsel eğilimlerin baskılanması, yönlendirilmesiyle ve üremenin kısıtlanması ile önlenmeye çalışılmıştır. Nüfus artışını kontrol altına almak amacıyla hükümet tarafından eşcinsellik teşvik edilir ve heteroseksüeller siyasal ve sosyal açılardan hor görülür. Bu baskıcı düzenin temel amacı insanların bireyselleşmelerine cinsel kimliklerinin manipüle edilmesi yoluyla engel olmaktır. Heteroseksüellik ve heteroseksüel aileler toplumda hâlâ var olsalar dahi, sürekli olarak ayrımcılığa, hor görülmeye maruz kalırlar. Sosyal baskı insanları toplumsal cinsiyetlerini deneyimlemekten alıkoyar ve eğilimleri olmadığı halde eşcinsel gibi davranmaya hatta hissetmeye zorlar. Ana kahramanlar Tristram Foxe ve eşi Beatrice-Joanna Foxe heteroseksüel eğilimleri sonucunda ayrı düşerler ve farklı yollarla toplum düzeni tarafından cezalandırılırlar. Iain Banks’ın Eşekarısı Fabrikası (1984)’nda, sadece cinselliğin değil toplumsal cinsiyetin manipülasyonu da totaliter güç tarafından yürütülen baskıcı bir uygulama olarak sunulur. Kişilik gelişimi boyunca baskı altında kalan bir bireyin, dayatılan cinsel kimliği kaçınılmaz bir şekilde benimsediği ortaya koyulmuştur. Cinsel kimliğin manipülasyonu totaliter-benzeri-bir sistemin hâkim olduğu ailede on altı yaşındaki ana kahraman Frank Cauldhame üzerinden anlatılmıştır. Biyolojik kadınlığından habersiz bir şekilde, bir kaza sonucunda hadım kaldığına inandırılmış ve babası tarafından büyütülmüştür. Frank’ın yozlaşmış cinsel kimliği onu ideal erkeksi cinsel kimliğini kazanması amacıyla suç işlemeye sevk etmiştir. Roman boyunca, Frank’ın erkeksi cinsel kimliğini kazanma çabaları, cinselliğin ve cinsel kimliğin manipülasyonun neden olacağı feci sonuçları önceden belirtmektedir. Sonuç olarak, bahsi geçen romanlarda konu edilen totaliter sistemlerin cinsellik ve toplumsal cinsiyet alanlarında gerçekleştirilen baskılayıcı ve manipüle edici zorlamaların yıkıcı etkileri üç farklı bakış açısı ile incelenecektir.tr_TR
dc.contributor.departmentİngiliz Dili ve Edebiyatıtr_TR
dc.contributor.authorIDTR56057tr_TR


Files in this item

This item appears in the following Collection(s)

Show simple item record